• DOLAR
    8,8689
    %1,22
  • EURO
    10,4740
    %1,60
  • ALTIN
    499,21
    %1,68
  • BIST
    1.385
    %-1,20
admin@turkmeninsesi.net
Halo Mecit: Kilis’te Yaşanmış Bir Hikâye
  • 0
  • 78
  • 12 Ekim 2016 Çarşamba
  • +
  • -

22 Ağustos 2021-Eyüp Ahmet Ağa

Sayın okurlarım; Zaman zaman elime olayları Kilis’te geçen ilginç hikâyeler geçmektedir. Bunların kaybolmasını istemediğim için sizlerle paylaşmak istedim. Hikâyelerde Kilis’i anlatan anılar, mekânlar, tarihi bilgiler geçmektedir.

Şimdi sizlere Şevket BULUT’tan “HALO MECİT’İN FİRARI” adlı hikâyeyi sunuyorum.

***

Cezaevi müdürü Ragup Bey zile bastı: Gardiyan saygıyla içeri girdi:

– Buyurun efendim?

– Bana başgardiyanı çağır!

– Başüstüne efendim…

Başgardiyan beş dakika sonra, müdürün huzurundaydı. Müdür, dalgın dalgın başını kaldırdı. Çok yorulmuştu. Sabahtan beri mahkûmların dosyalarını inceliyordu. Göreve yeni başladığı için çok hevesliydi:

– İhsan Efendi, dedi. Bana şu Halo Mecit hakkında bilgi ver!… Kimdir bu adam? Buraya geleli on beş gün oldu. Her gün bu heriften söz ediliyor…

İhsan Efendi yutkundu:

– Müdür… Müdür… Sen bu azılı katili kötü kafaya taktın… Gayen kendini göstermek ama yanlış adam seçtin. Senin gücün Halo Mecit!’ yetmez. Bu Halo Mecit çevrenin en azılı kabadayısı müdür beyim… Zaten “Halo” demek, “Dayı” demektir… İçeride, dışarıda sayısız adamı vardır. Bu Halo Mecit, çifte nüfus kâğıdı taşır. Türkiye’de sıkışınca Suriye’ye, orada taciz edilince de Türkiye’ye geçer. Külhanbeyidir, katildir ama hiçbir haksız işi yoktur. Adam vurmuşsa cana gelmiştir. Ev soymuşsa, fakir fukara için soymuştur…

– Adamdan saygıyla bahsediyorsun İhsan Efendi. Bir devlet görevlisinin bir mahkûmdan böyle sitayişle bahsetmesi hayra alâmet değil…

– Siz onu tanımıyorsunuz efendim… Cezaevine gireli 13 ay oldu, onun girmesiyle mahkûmlar arasında çıkan bütün olaylar durdu. O iç avluda volta atarken hiç kimse dışarıya çıkmaz… O ranzasında yatarken, hiç kimse yüksek sesle konuşmaz. O sofraya oturmadan hiçbir mahkûm sofraya dahi oturamaz. Halo Mecit deyip de geçme müdür beyim. Bütün gardiyanlar onun sayesinde rahat ettiler…

– Peki o tahliye edilse bile, yatağının dönünceye kadar boş kaldığı doğru mu?

– Evet doğru. Zaten ömrünün yarısı cezaevinde geçmiştir. Birkaç yıl önce, dul bir kadının zorla ırzına geçen iki kişiyi vurmuştu… Uzun süre, devlet güçleri tarafından aranıyordu. Adamı bir türlü yakalayamadılar. Gazetede af haberi çıkınca gelip teslim oldu. Düşmanları bile onun mertliğine hayrandılar. Yapacağı her fiili insanın yüzüne karşı söyler. Siz onu eskiden görecektiniz. Ele-avuca sığmazdı… Şimdi akıllandı. İslah-ı nefis eylemiş. Namaz kılıyor. Ağzından kötü kelâm çıkmıyor. Bence, idareye çok büyük yardımları oluyor…

– Hele şu herifi buraya çağır… Bir de ben göreyim. Şunu da bil ki, ben cezaevinde külhanbeyi barındırmam. Herkese eşit muamele yapılacak… Bugünden tezi yok, bu herifin yatağı üçüncü koğuşa taşınacak!

– Aman efendim…

– İtiraz istemem… Adamı buraya çağır!… Bakalım nasıl bir adammış?

İhsan Efendi geri geri çıktı. “Lâhavle” çekti. “Dünyada tok olacaksın” diye mırıldandı, “Bu adam, ölümüne susamış. Şimdi ben Halo Mecit’e meseleyi nasıl anlatayım? Tanrım, sen bana yardım et!…”

Merdivenden indi. İç avluya doğru yürüdü. “En iyisi gardiyanlardan biri çağırsın. Ben hiç devreye girmeyeyim” diye düşündü.

– Arif!…

– Buyur İhsan abi.

– Halo Mecid’i acar müdür istiyor… Yanına iki kişi daha al, Mecit’i idareye götür. Aman herife tembih et. Müdür toydur. Sert konuşursa, idare etsin. Bakarsın karşılık verir, huzurumuz kaçar.

– Olur İhsan abi?

Halo Mecit çağrıldığı an, nargile fokurdatıyordu. “Beni görmek istiyorsa gendi buraya gelsin!… Bu nasıl müdürmüş? Bizim bildiğimiz müdür, önce koğuş koğuş gezer, mahkûmlarla tanışır. Bu adam, eski köye yeni adet mi getiriyor?”

Mahkûmlar eline-ayağına sarıldılar. “Amanı bilin mi Mecit Ağa” dediler. “Herif daha yeni geldi. Yol-yordam bilmiyor. Disiplin tedbirleri alır, koğuştan koğuşa geçemeyiz. Böyüklük sende kalsın… Madem ayağına çağırmış, get bakalım. Belki seninle önemli bir şey konuşacaktır.”

Üç gardiyanla Halo Mecit müdürün odasına girdiler. Mecit müdürü görünce hayret etti: “Daha bıyığı yeni terlemiş!. Şu devletin işine akıl-sır ermez. Süt çocuğunu müdür diye katillerin arasına gönderirler… Buyur müdür beni emretmişsin…”

Müdür, karşısındaki adamı baştan aşağı süzdü. İri-yarı, pehlivan yapılı, otuz-kırk yaşlarında kara yağız bir insandı. Çok heybetli bir görünüşü vardı. Konuşmasıyla, davranışlarıyla insanda saygı uyandırıyordu…

– Demek Halo Mecit sensin ha?

– Heya müdürüm… Emret… Sayende Halo Mecit benim…

– Bırak yılışık yılışık konuşmayı!… Hem ben sana “Otur” demedim. Kalk ayağa! Karşındakinin kim olduğunu da unutma!

– Pekey müdürüm… Kızma; biz seni ayakta dinlemesini de bilirik…

– Laubaliliği bırak!… Bana “Sen” demeye hakkın yok!

Halo Mecit elini koca bıyığına attı… Başını sağa-sola çevirdi. Zoraki şekilde gülümsedi: “Tıfıl herif, bize gözdağı vermeye çalışıyor…”

– Olur beyim. Bir daha sen de demem…

Gardiyanlara, “Siz dışarıya çıkın!” diye mırıldandı.

– Demek birinci koğuşta kalıyorsun ha?

– Sayende beyim…

– Bırak yapmacık dalkavukluğu!… “Sayende” deyip durma! Seni oraya ben yerleştirmedim. Tahliye edildiğin zaman da ranzan boş duruyormuş öyle mi?

– Bilmem… Belki böyle bir gelenek vardır.

– Kim koymuş bu saçma geleneği?

– Bilmem Gardiyanlarına sor?

Müdür, “Kabahat seni böyle şımartanlarda!” diye mırıldandı. Eli titriyor; sigara yakarken, kızgınlığı iyice belli oluyordu. Zile bastı. İçeriye nöbetçi gardiyan girdi:

– İhsan Efendi nerede? Çabuk çağırın gelsin!…

– Başüstüne efendim…

İki dakika sonra İhsan Efendi titrek adımlarla odaya girdi:

– Buyurun müdür bey?

– Şu andan itibaren, bu adam üçüncü koğuşta yatacak…

Halo Mecit, ölüm fermanını duymuş gibi oldu… İyice dikeldi:

– Benim haysiyetimle oynama müdür, dedi. Üçüncü koğuş bana göre değil… Ben üçüncü koğuş mahkûmu değilim…

– Benim nazarımda, bütün mahkûmlar aynıdır. Sana ayrı bir imtiyaz tanıyamam… Çık dışarı! Konuşmamız bitmiştir!…

Halo Mecit, bir heykel gibi donuktu. Bir kaşını kaldırdı:

– İhsan Efendi, bu senin müdürün ne diyor?

– Vallahi bilmem ağam… Emir böyük yerden… Aha sen aha müdür bey…

Müdür, “Götürün” diye eliyle işaret etti. “Daha fazla konuşmaya lüzum yok!”

Halo Mecit’i odadan çıkardılar…

Başgardiyan, müdüre bütün gücüyle yalvardı:

– Beyim, bırak adam yerinde kalsın. Mahkûmlar üzerinde böyük bir nüfusu vardır. Sonra, tüm mahkûmlar isyan eder…

– Bırak zırvayı İhsan Efendi. Böylesi adamlara devlet gücünü göstermek gerek. Yumuşak davrandıkça, böylesi tipler daha çok şımarırlar…

– Sen daha çok yenisin müdür beyim. Devletin gücünü göstermek, disiplini sağlamak, muhakkak ki iyi şeydir. Ama uyuyan yılanın kuyruğuna basmak da doğru değildir. Bütün koğuşlarda bir ahenk, bir dostluk hüküm sürmektedir. Bunu, Halo Mecit sağlamıştır. Disiplin sağlayacağım diye, mevcut disiplini bozarsan, iki günün içinde harcanırsın. Belki yenisin de bilmiyorsun. Cezaevinin kendine has kanunları vardır. Meydancı, ibrikçi, baş, k.ç herkes bir görev yapar. Mahkûmlar, suçlarına göre, yatacakları yıla göre ayrı muamele görürler. İçerdeki kanun ve nizam, Devletin kanun ve nizamına benzemez. Oturmak-kalkmak, yemek-içmek her şey bir kaideye bağlanmıştır. Mahkûmlara fazla müdahale edersen, sevilmezsin. Akıllı kişi odur ki, söyleyeceği sözü başkasına söyletir, yapacağı işi de başkasının eliyle yaptırır. Neyi gerçekleştirmek istiyorsan, emir ver, biz yerine getirelim.

– Çık dışarı!… Buranın amiri benim… Bana akıl vermeye de kalkışma!

– Peki beyim… Sen bilirsin… Ama bana kalırsa, Halo Mecit’in yatağını değiştirmeden önce, iyi düşün… Olay çıkarsa, savcı bey çok kızar…

İhsan Efendi dışarıya çıktı. Bir saat sonra, gardiyanlar Halo Mecit’in yatağını üçüncü koğuşa taşıdılar. Fakat bütün üçüncü koğuş mahkûmları, saygısızlık olur diye, koğuşa girmek istemediler. Müdür, koğuşa girmeleri için uzun süre uğraştı. Eline palaska alıp iç avluya yürüdü. Mahkûmlara sövüp saydı.

Önüne gelene vurdu. Sonunda, mahkûmlar müdürün üstüne yürüdüler. Sille-tokat yere yatırdılar. Az kalsın, onu linç ediyorlardı. Gardiyanlar, müdürü zor kurtardılar. Mahkûmlar; camları, çerçeveleri kırdılar. Avludaki helâları ateşe verdiler. Olaya jandarma el koydu. Yangını güçlükle söndürdüler… İşe en çok bozulan savcı oldu… Müdürü iyice haşladı. “Burası sınır kenti” dedi. “Mahkûmlar bir gecenin içinde, cezaevinin duvarlarını deler, seni temizledikten sonra soluğu Suriye’de alırlar. Sen, Halo Mecit’i tanımıyorsun. Cezaevinin her duvarında bir tabanca sakladığından eminim. İçeride duruyorsa, af umudu olduğu için duruyor…

Halo Mecit’in yatağını geri eski koğuşuna taşıdılar… Savcı bey araya girip müdürle Mecit’i barıştırdı. Fakat Halo Mecit kesin kararını vermişti. “En kısa zamanda, buradan kaçacağım…” Gardiyan Kör Şükrü’yü bir köşeye kıstırdı. “Çıplak Musto’ya selam söyle” dedi. “Haftaya hamam plânını uygulayacağız…”

– Hamam plânı ne demek Mecit Ağa?

– Orasını karıştırma! Çıplak Musto, ne demek istediğimi bilir. Sen kendisine böyle söyle!…

Her ayın ilk cuma günü, bütün mahkûmlar yirmişer kişilik gruplar halinde hamama götürürlerdi. Hamamla cezaevi arası uzak olduğu için mahkûmlar cezaevi arabasına bindirirlerdi. O gün, çok sıkı güvenlik tedbirleri alındı. Müdür, Mecit’in kaçacağından korktuğu için, mahkûmların hamama gitmelerine taraftar olmadı ama savcı diretince razı olmak zorunda kaldı.

Müdür kendine güveniyordu. “Bütün şehir halkı bir olsa, gene de şu Halo Mecit denilen hergeleyi kaçıramazlar…”

Oysa Halo Mecit, kaçacağını resmen söylemişti: “Tedbirli ol müdür… Üç güne kadar kaçacağım…”

Müdür, Halo Mecit’e türlü işkenceler yapmıştı. Hücreye tıkamış, yemek vermemiş, odasına çağırıp hakaret etmişti.

Hamama götürülme sırası Halo Mecit’e geldiği zaman, öğle yaklaşıyordu. Müdür, Mecit’in grubu hamama götürülürken, jandarma sayısını iki misline çıkardı. Yirmi mahkûm yerine, on mahkûm bindirdi. On mahkûmu, onbeş jandarma götürüyordu. Hamamın kapısında, soyunma yerinde sekiz-on jandarma da nöbet tutuyordu. Kendisi de Başçavuşla birlikte şoför mahalline bindi.

Büyük bir gizlilik içinde mahkûmları hamama soktular. Müdür, kasiyerin bulunduğu yere sandalye atıp oturdu. Halo Mecit soyunup içeriye girerken, müdüre doğru yaklaştı… Alaylı alaylı güldü:

– Bunca tedbire ne gerek vardı müdürüm? Eli kelepçeli adam, sekiz-on jandarma arasından nasıl kaçacak? Korkma, hamam duvarları çok kalın… Öyle bir saatin içinde delinecek cinsten değil…

Müdür, yapmacık bir ciddiyet içindeydi. İçin için Halo Mecit’i takdir ediyordu. “Nasıl oluyor da bütün gardiyanlar, bütün mahkûmlar, koca bir şehir halkı bu adamı seviyor? Bu adamın yüzünde şeytan tüyü var…”

– Yürü Halo Mecit, yürü! Haberin olsun, nöbet tutan bütün jandarmalara emir verildi. Kaçmaya teşebbüs edersen seni vuracaklar. Bir duvar üstünde, uyuz bir kedi gibi can verirsen sana acırım…

– Canını sıkma müdürüm. Minareyi çalan kılıfını hazırlar. Biz leşi duvar üstünde kalacak adam değilik… Sana tapu senedi gibi sağlam söz: Bu gece, beni yatağımda bulamayacaksın!… Beni yatağımda bulursan, değil üçüncü koğuşa sürmek, aklına gelen bütün kötülükleri yapabilirsin.

– Söz mü Halo Mecit?

– Nikâh üzre, namus üzre söz… Lâkin, sen de bana söz ver; Eğer kaçarsam, bu ellerde durmayacaksın. Çünkü durursan sana kötülüğüm dokunur. Mahkûmların huzurunda, yüzüme tükürdün. Sana tükürdüğünü geri yalatırım…

– Sen bu gece kaç, sana benden de namus sözü: Başka yere naklim için dilekçe yazacağım. Hem de karı boşamacasına… Sen bu gece kaç, nikâhlı karımı boşayacağım…

– Yok yok, böyle ağır şart koşma! Karın anam, bacım. Yuvanın yıkılmasına gönlüm razı olmaz. Biz elimize kelepçeyi namus uğruna vurdurduk. Böyle ağır şart koşarsan, kaçmaktan cayarım…

– Blöf yapıyorsun Halo Mecit, blöf… Sen kaç karım boş olsun…

– Sen bilirsin müdürüm… Günah benden gitti…

Halo Mecit, omzunda peşkir, ayağında yüksek takunyalar kapıyı açıp içeriye girdi. “Hey gidi müdür, var dışarıda geri dönmemi bekle!” diye kıs kıs güldü. Soğuklukta oturan mahkûmlar onu görünce ayağa kalktılar…

Her posta, içerde bir saat kadar kalıyordu. Vakit yaklaşınca, nöbetçi gardiyan soğukluğa girip hızlı hızlı düdük çaldı. Hamam çok eskiydi. Osmanlılar devrinden kalmaydı. Soyunma mahallinden soğukluğa oradan da göbek taşının bulunduğu, yıkanma yerine giriliyordu…

On dakika sonra, mahkûmlar teker teker yıkanma mahallinden çıkmaya başladılar. Bütün mahkûmlar çıkmış; içerde sadece Halo Mecit kalmıştı. Müdür sabırsızlandı. Gardiyana öfkeyle çıkıştı:

– İçeriye gir de şu adama seslen!… Ekâbirliğini burada da belli etmesin!… Gardiyan koşar adımlarla içeriye girdi… İki-üç dakika sonra, bağırtıyla geri dışarıya fırladı. Benzi uçuk, gözleri ayrıktı:

– Halo Mecit kaçmış sayın müdürüm!…

Müdür yerinden hopladı… Bir yel gibi içeriye daldı. Bütün dikkatiyle çevresine bakındı. Kubbeden, göbek taşının ortasında kalın bir halat sarkıyordu. Başını yukarıya kaldırıp baktı. Kubbedeki ışık pencerelerinden biri, insan sığacak kadar genişletilmişti… Koca delikten, masmavi gökyüzü görünüyordu…

MERT DÜŞMAN

Cezaevi firarisi Halo Mecit’in hamamdan kaçtığının üçüncü günüydü. Cezaevi müdürü kahrından ve korkusundan dışarıya çıkamıyordu. “Eğer cezaevinden kaçmayı başarırsan, ya buradan gideceğim, ya da karımı boşayacağım” diye Halo Mecit’e namus sözü vermişti.

Mahkûmun, hamam kubbesini deldirip kaçtığını öğrenince, hamamın bitişiğindeki dükkândan hemen ilçe jandarma kumandanına telefon etti: “Şehrin çıkış yolları bağlansın! Azılı mahkûm Halo Mecit hamamdan kaçtı…” Olayı savcı beye de bildirdi. Jandarmalarla birlikte Mecit’in evine baskın düzenlediler. Evi didik didik aradılar. En küçük bir iz yoktu. Jandarma kumandanı, “Halo Mecit kaçınca, evine gelecek kadar ahmak değildir. Burada boşuna zaman kaybediyoruz müdür” dedi. Cezaevi müdürü çok kızmıştı. Bir türlü yenilgiyi kabul etmek istemiyordu. Mecit’in yaşlı anasının üstüne yürüdü. Yatalak kadını tekmeledi. “Senin oğlunun yüzünden, benim itibarım beş paralık oldu!” dedi. “Üç güne kadar gelip de teslim olmazsa, seni perişan ederim. Yaşına başına bakmadan, askerlere peşkeş çekerim.”

Samimi bir arkadaşının evinde gizlenen Halo Mecit, müdürün yaptığını öğrenince çok bozuldu. Pusula yazıp bir çocukla müdüre gönderdi: “Üç güne kadar bu şehri terk etmezsen seni karının dizine yatırır, şakağından vururum. Yaşlı anama yaptığın çirkin davranış, kulağıma geldi. Şunu bil ki, bu olaydan sonra seni yaşatmam…”

İşte pusulayı göndereli üç gün olmuştu. Halo Mecit sözünün eriydi. Müdürü karısının dizinde vurmaya ahdetmişti. Çok korkan müdür, evinin çevresini bir manga askerle sardırdı. Üç gün boyunca, hiç dışarıya çıkmadı. Tabancası elinde odanın ortasında bir sağa, bir sola dolaştı durdu. Karısı, kendisinden daha çok korkuyordu. “Telefonla naklini başka yere iste bey… Burada boşuna düşman kazandın. Halo Mecit çok azılı bir katilmiş. Ne yapar, ne eder sözünü yerine getirirmiş. Elin-ayağını öpeyim, başımız belaya girmeden buradan gidelim…”

Cezaevi müdürü, hâlâ Mecit’i yakalatacağı umudundaydı. “Arama izni çıkarttıracağım… Şehirden çıkmadığına göre, bütün şüpheli evleri arattıracağım. Hele bir yakalatayım, ben ona yapacağımı biliyorum. Bir devlet memurunun haysiyetiyle oynamak ne demekmiş, görür o…”

Müdürün oturduğu ev, Kaymakam lojmanına çok yakındı. İki katlı, bahçeli, eski bir konaktı. Zemin katta Sümerbank satış mağazası müdürü oturuyordu. Cezaevi müdürü ise üst kattaydı. Karısı ve iki küçük çocuğuyla birlikte akşamı zor ettiler. Akşam olduğuna göre, firarinin artık eve baskın yapma ihtimali azalmıştı. Sivil polisler, jandarmalar otomatik silahlarla evin çevresinde dolaşıyorlardı. Merdiven başında iki polis, arka bahçede iki jandarma nöbet bekliyordu. Duvarları tırmanıp, üst kata çıkmak mümkün değildi. Avlu duvarı bile iki metreden daha yüksekti. Bu bakımdan, müdür kendini emniyette sayıyordu…

Yatsı ezanı okunurken, yaşlı bir adamla, elinde baston olan yaşlı bir kadın eve doğru yaklaştılar. Dış kapıya yaklaşınca, polisler yollarını kestiler:

– Dur bakalım amca, nereye gidiyorsunuz?

Yaşlı adam, yorgun ve titrek bir sesle konuştu:

– Ben Sümerbank satış mağazası müdürünün babasıyım; şu da hanımım. İzin verin de geçelim!… Oğlumgile yatıya geldik…

Polisler, yaşlı iki insandan hiç şüphelenmediler. Onları, bina dış kapısına kadar götürdüler. Oysa kadın sandıkları Halo Mecit’ti. Binaya girebilmek için, Sümerbank satış mağazası müdürünün babasını bulmuş, onu oğlunun evine gitmeye razı etmişti.

Halo Mecit, zemin katın kapısını çaldı. Kapı açılır açılmaz, yaşlı adamla birlikte içeriye daldılar. Mecit fısıltıyla:

– Sakın korkmayın, dedi. Ben Halo Mecit’im… Size bir kötülüğüm dokunmaz. Hesabım cezaevi müdürüyle. Eve girebilmek için, bu oyunu düzenledim…

Sümerbank satış mağazası müdürü şehrin yerlisiydi. Halo Mecit’ten hem çok korkar, hem de onu sayardı. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” zihniyetine sahip bir insandı. Korktu, fakat korktuğunu belli etmemeye çalıştı:

– Hoş geldin Mecit Ağam. Hoş geldin baba. Hele misafir odasına geçelim. Canını nasıl tehlikeye attın Mecit Ağam? Bir an önce, Kilis’ten çıkmaya bak! Yoksa kör bir kurşuna kurban gidersin. Seyyar jandarma birlikleri ev ev seni arıyorlar. Gaziantep’ten takviye kuvvetler çağırmışlar…

– Korkma müdür bey. Tehlikeyi göze alamayan, hiçbir işi başaramaz. Cezaevi müdürü denen kansız, anamın namusuna el uzatmış. Hâlbuki cezaevinden kaçarken, karı boşamacasına söz vermişti: Eğer kaçabilirsem; bu şehri hemen terk edecekti. Başının çaresine bakacağına, yaşlı anamın evine baskın düzenletmiş. Ahmak herif, kırk gün kırk gece arasa beni bulabilir mi?

Müdür hanımına kahve yapmasını söyledi. Getirilen kahveyi içtiler. Halo Mecit, “Bu gece, onu karısının dizinde vuracağım” dedi. “Eğer vurmazsam, üzerimden çıkardığım şu örtü ve peçeyi, bir daha hiç çıkarmamak üzere yeniden giyeceğim. Bakalım, el mi yaman, bey mi? Müdür, benim nasıl bir adam olduğumu bilmiyor. Binanın çevresinde, polisler, jandarmalar sabaha kadar nöbet tutsunlar. Yatak odasında, bakalım kendisini kim koruyacak?

– Aman dikkatli ol Halo Mecit!… Herif silahlı… Sabahtan beri şu odanın tabanını arşınlıyor… Korkağın üzerine gidilmez. Daha sana fırsat vermeden, ateş edebilir.

Halo Mecit acı acı güldü, “Tatlı canını üzme müdür!” dedi. “Ben plânımı yaptım bile…”

– Nasıl bir plân Mecit Ağa?

– Senin çocuklardan biri, yukarıya bir tabak yemek götürsün. Ben, kapı açılınca, bir kolayını bulup içeriye gireceğim. İçeri girdikten sonra da her şeyi kolay… Müdür beni karşısında görünce tetiğe bile dokunamaz. Silah kullanmak, her şeyden önce yürek ister.

– Ya bizim çocuğa bir şey olursa?!…

– Korkma olmaz! Hele yengeye söyle, bir tabak yiyecek hazırlasın. Yarın ifadenizi aldıkları zaman, çocuğu silâh zoruyla yukarıya çıkardığımı söylersiniz. Size bir zarar gelmesini istemem. Yaşlı babanı da yordum. Ona teşekkür borçluyum. O olmazsa eve giremezdim.

Evde Suriye’den gelme hurma vardı. Bir tabağa koydular. Çocuk önde, Halo Mecit arkada, merdivenleri yavaş yavaş çıktılar. Çocuk kapıyı tıklattı. İçerden bir kadın sesi:

– Kimooo?

– Aç yenge, ben Halit. Size hurma getirdim.

Kadın kapıyı açtı. Çocuğun elindeki tabağı aldı. Halo Mecit, sahanlığın bir köşesine gizlendi. Halit tabağı uzatırken, korku ve heyecandan titriyordu.

– Niye zahmet ettiniz Halit?

– Ne zahmeti yenge? Babama Azez’den armağan gelmiş. Sizin de tadına bakmanızı istedi.

– Ağzımızın tadı-tuzu mu kaldı bre oğlum? Ateş üstünde oturuyoruz. Üç gündür elimiz sofraya uzanmıyor. Neyse… Biraz bekle de tabağı boşaltayım.

– Olur yenge.

Kadın hurmaları boşaltmak üzere mutfağa doğru gitti. Kapı açık kalmıştı. Halo Mecit, “Tam zamanı” diye düşündü. Sessizce koridora doğru yürüdü. Mutfağın karşısına düşen salon kapısı açıktı. Mecit salona girip kapıyı kapattı. Tabancası elindeydi. Soğukkanlı bir davranışla koltuklardan birine oturdu.

Az sonra kadın kat kapısına doğru yeniden yaklaştı:

– Annene selâm söyle, dedi. Bugün hiç görüşemedik. Amcan, Halo Mecit’in baskın yapmasından korkuyor. Yatak odasından bile çıkmadı…

Halo Mecit, kadının konuştuklarını duyuyordu: “Hele biraz daha bekle!” dedi. “Kocan korktuğuna uğrayacak. Onun, dizinde nasıl can verdiğini göreceksin!…”

Kuşağının arasına bir de sustalı bıçak sokmuştu. Fırsat bulursa, müdürü bıçakla öldürecekti. Tabanca sesi duyulunca, belki yakalanma ihtimali olabilirdi. “Ehhh, gayri herifin bahtına… Ya bıçak, ya tabanca… Bu gece, kesinkes ölecek…”

Bir saat kadar salonda sessizce oturdu. Artık sokaklar boşalmıştı. Kilis şehri, yeni bir uykuya hazırlanıyordu. Halo Mecit, sessiz adımlarla misafir odasından çıktı. Yatak odasının kapısına doğru yürüdü. Yatak odasının camlı kapısı aralıktı. Çocuk karyolasında iki çocuk yan yana mışıl mışıl uyuyordu.

– Pencereyi kapatma bey, hava sıcak…

– Pencerenin açık olması çok tehlikeli hanım. O serseri herif içeriye bomba atabilir.

– Hadi canım sen de!… Halo Mecit kadının, çocuklarının bulunduğu odaya bomba atacak kadar kansız mı? Alıp vereceği seninle, bize niçin zarar versin?

– Belli olmaz hanım… O cani ruhlu herifin biridir. Nice masumun kanına girmiştir. Hem, bu şehrin insanlarına güvenilmez. Polisler de onu seviyor. Kırk bin nüfuslu bir şehirde cezaevi firarisi bulunmaz mı? Herkes ona yardım ediyor. Amaçları, benim şahsımda devlet otoritesini sarsmak, diğer devlet memurlarına gözdağı vermek…

– Adamın üstüne üstüne gittin bey. Cezaevinde uslu uslu oturuyordu. Herkes sana, “O adamla uğraşma!” demedi mi?

– Akılsızlık ettim hanım. Anasını tutuklamalıydım. Bak o zaman nasıl teslim olurdu.

– Böyle şeylere kadınları bulaştırmamalı bey. Gücün yetiyorsa git kendin yakala!… Anasının evini basmakla doğru etmemişsiniz. Sana karşı olan kin ve öfkesi biraz daha artmıştır.

– Neyse sen yat! Ben nöbet tutmak istiyorum. Ne olur, ne olmaz.

– Korkma bey… Bana anlattıklarına göre, Halo Mecit seni yatak odanda vuracak kadar kalleş değilmiş. Gel yatağına gir… Rahat uyu… Sabah ola hayır ola. Bizim yapacağımız en doğru hareket, bu şehri bir an önce terk etmektir. Senelik iznini iste, Ankara’ya gidelim. En kısa zamanda, naklini başka yere yaptırırsın…

– Ben de bu düşüncedeyim hanım. Ama herif yemin etmiş. Beni senin dizlerinde vuracakmış. Yoksa sabahleyin bir kamyon tutup, pırlıyı-pırtıyı yükleyerek buradan gitmeyi ben de düşünüyorum…

Düşüncen buysa, korkma! Halo Mecit, yatak odamıza baskın yapmaz. Böylesi insanlar, yapacaklarını mertçe yaparlar…

Halo Mecit’in silah tutan elleri gevşedi. Kadının bütün söylediklerini duymuştu: “Bana anlattıklarına göre, Halo Mecit seni yatak odanda vuracak kadar kalleş değilmiş” sözü kulaklarında yankılandı. Tabancasından bir mermi çıkardı. Sustalı bıçağıyla birlikte kapının eşiğine koydu. Sessiz adımlarla koridora dogru yürüdü..

Hikaye yazarı: Ahmet Almalı
Türkmen sesi Haber Ajansı

Sosyal Medyada Paylaşın:

Yorumlara Kapalıdır

Sponsorlu Bağlantılar
reklam
  • YENİ
  • YORUM
Vali Davut Gül’ün 2021-2022 Eğitim Öğretim Yılı Açılış Mesajı

Vali Davut Gül’ün 2021-2022 Eğitim Öğretim Yılı Açılış Mesajı

12 Ekim 2016, Vali Davut Gül’ün 2021-2022 Eğitim Öğretim Yılı Açılış Mesajı için yorumlar kapalı
Turkmensesi: Destek
2021-09-09 07:32:57
Porno Gratuit Porno Français Adulte XXX Brazzers Porn College Girls Film érotique Hard Porn Inceste Famille Porno Japonais Asiatique Jeunes Filles Porno Latin Brown Femmes Porn Mobile Porn Russe Porn Stars Porno Arabe Turc Porno caché Porno de qualité HD Porno Gratuit Porno Mature de Milf Porno Noir Regarder Porn Relations Lesbiennes Secrétaire de Bureau Porn Sexe en Groupe Sexe Gay Sexe Oral Vidéo Amateur Vidéo Anal